Aralık ortasında soğuk İstanbul gecesinde içim ısıtan yer Bodrum’dur sevgili dostlar. Lacivert denizde bir trandil içerisinde geçirlen gün, verandası küçük yuvarlak çakıl taşları ile döşenmiş bir bodrum evinde bir kaç akşam, şirin Garaguy’da yenilen Bodrum yemekleri, hamakta dingileyip okunan bir kitap, hatırlanan bir iki şiir ve hepsinden güzeli cici insanlarla içilen iki duble rakı; yıllardır gitmediğim Bodrum’un güzel mi güzel bir yüzünü gösterdi bana. Ben de Eylül ayından çalınan bu 3-4 güne vefasızlık etmeyip Bodrum’dan bir kaç yüzü sergileyeyim dedim.
Yüz demişken ve yeri gelmişken Bodrum taifesi sayesinde tanıştığım ve portre çekimlerini çok sevdiğim bir Türk fotoğrafçısının adını da anayım: Pıner Gediközer. Burası web sitesi, burası da Facebook sayfası. Tanışın lütfen kendisi ile.
Portre fotoğrafı çekmek çok kolay bir iş değil. O yüzü taşıyanı, tüm yaşadıklarını bir karede anlatmak çok zor. Bu yüzden fotoğrafını çektiğim insanlara, kendilerini dürüstçe sergiledikleri için buradan teşekkür ederim.











bilader siyah beyaz fotoğraf konusunda halen içimde bir uktedir düşürüp kırdığım yashica fx 35 18*80 objektifli ,
kaldığım otelin beşinci katında bolunun karlı dağlarını çekerken gitti elimden allahtan kimseye bişi olmadı ama bizim hobi bitti bidahada öyle bir makina alamadım.
yer güzel çekimler muhteşem,insanlar özel,devamını sabırsızlıkla bekliyorum.
okuş başına geldiğinde
bodrum’u göreceksin,
sanma ki sen
geldiğin gibi gideceksin
senden öncekiler de
böyleydiler
akıllarını hep bodrum’da
bırakıp gittiler…
HALİKARNAS BALIKÇISI
ellerine sağlık yeniden…